Geç kalmak

İkiz kulelere saldırı sonrasında, binadaki firmalardan birinde hayatta kalanlarla yapılan sabah toplantısında, o toplantıya katılanlar, 11 Eylül sabahı işe niçin geç kaldıklarını anlatmışlar.

O sabah;

-Bir firma müdürü o gün oğlu ana okuluna başladığı için işe geç kalmış.

-Birinin o gün ofiste kahvaltıda yenecek olan poğaçaları alma sırasıymış.

-Bayan elemanlardan birinin çalar saati o sabah çalmamış.

-Birisi kaza yüzünden trafiğe takılmış, geç kalmış.

-Biri otobüsü kaçırmış.

-Birinin kıyafeti lekelenmiş, üstünü değiştirmek vakit almış, geç kalmış.

-Birinin arabası çalışmamış.

-Biri telefonu cevaplamak için geri dönmüş, servisi kaçırmış.

-Biri huysuzluk yapan çocuğunu giydirirken geç kalmış.

-Biri taksi bulamamış, geç kalmış.

Ama en etkileyici olanı, birisi, o gün yeni aldığı ayakkabılarını giymiş, ayakkabılar ayağına vurmuş ve bir eczaneye uğramış, yara bandı almak için. Bu gün hayatta kalma sebebi olan yara bandını almak için.

Şu anda, trafikte sıkıştığınızda, asansörü kaçırdığınızda, tam çıkarken çalan bir telefona cevap vermeniz gerektiğinde, yani sizi rahatsız eden küçük şeyler olduğunda, Tanrının sizin o an orada olmanızı istediğini düşünün.

Bir dahaki sefere sabahınız tersliklerle başladığında, çocuklarınız giyinmek istemediğinde, arabanın anahtarını bulamadığınızda, bütün trafik ışıklarına takıldığınız da huzursuz olmayın, sinirlenmeyin.

Tanrının o an sizi gözetlediğini ve koruduğunu düşünün.

Bu küçük terslikler, belki de Tanrı’nın bizi o anda koruduğu için yaşanıyordur ve biz, inşallah, küçük sıkıntılı anlarda bunun olası nedenlerini hatırlarız.

Kuyunun dibindeki kurbağa, gökyüzünü, kuyunun ağzı kadar sanırmış!

Bu güzel ve etkileyici yazıyı tüm dostlarınızla paylaşmak için aşağıdaki PAYLAŞ butonunu kullanabilirsiniz

(Alıntı)

5 Cevaplar

  1. Spartakus dedi ki:

    Hepsinin ortak özelliği yahudi oluşudur. Gerisi bahane….

  2. Burak dedi ki:

    Tanrı, müslümanların yabancı dildeki GOD kelimesini kendi inandıkları varlıkla ( ALLAH’a ) aynı hitaba sahip olmaması için türetilen bir kelimedir. ALLAh birdir. Senin onun bunun herkesin yaratanıdır. Seni Allah onu tanrı yaratmamıştır. Şunu kafanıza sokun artık. Aynı gezegende yaşıyoruz. Herkes etten kemikten, din dil irk ayrımı yapmayın. Herkesin inancı kendinedir.

  3. Munibe dedi ki:

    O öyle Allah’dır ki, O’ndan başka ilâh yoktur! Gaybı ve şehâdeti (gizli olanı ve görüneni) hakkıyla bilendir. O, Rahmân (bütün mahlûkata rahmet eden)dir, Rahîm (mü’minlere çok merhamet eden)dir.” (Haşr, 22)
    Allah; bu kainatı yaratan ve tek olan Zat’ın ismidir.
    Tanrı; insanların “olağanüstü güç sahibi yaratıcı ve yönetici” olduğuna inandıkları varlık ya da varlıklara verdikleri genel isim olmuştur. Türkçe’de Tanrı olan bu kelime, Arapça’da ilah olarak geçmektedir.
    Tanrı ve tanrıça kelimeleri tarih boyunca neredeyse her çeşit varlığa verilmiş cins isim olan kelimelerdir. İnsanlar kendilerine; her biri ölümlü olan kadın-erkek, insan-hayvan vs. tanrılar edinmiştir. Yani tanrı çoğulcu bir anlayışın ürünüdür. Bu kullanım açısından bakıldığında “Tanrı” kelimesi “Allah” kelimesi ile hiç bir şekilde örtüşmez. Ve “Allah” kelimesi yerine “Tanrı” kelimesinin kullanılması uygun olmaz. NitekimAllah (cc) birdir, sonsuzdur, yaratılmış olan her şeyden ve herkesten üstündür, hiç bir şekilde yarattıklarına benzemez.
    Tanrı kelimesi “her şeyden üstün olan yaratıcı ve yönetici” manasıyla kabul edildiğinde ise; Allah, varlığı gerçek ve kesin olan tek Tanrı’nın özel ismidir.

  4. Munibe dedi ki:

    Allahü teâlânın isimleri tevkifidir. Yani, İslamiyet’te bildirilen isimleri söylemek caiz, bunlardan başkasını söylemek caiz değildir. Mesela Allahü teâlâya âlim denir. Fakat; âlim manasına gelen fakih kelimesini Allah için kullanmak caiz olmaz. Çünkü, İslamiyet, Allahü teâlâya fakih dememiştir. İlah manasına tanrı kelimesini kullanmakta mahzur yoktur. Mesela, (Hindlilerin tanrıları inektir), (Birdir Allah, ondan başka tanrı yoktur), (Bizim tanrımız Allah’tır) demek caizdir. Fakat (Bizim Allah’ımız tanrıdır) demek caiz olmaz. Bu inceliği iyi anlamak gerekir.

    Allahü teâlânın isimleri sonsuzdur. Binbir ismi var diye meşhurdur. Yani, isimlerden binbir tanesini insanlara bildirmiştir. Dinimizde bunlardan 99’u bildirilmiştir. Bunlara Esma-ül hüsnâ denir.

    Allah adı yerine, tanrı veya tanrı adı yerine Allah demek caiz değildir. Çünkü tanrı, ilah, mabud-put demektir. Asuriler, Türkleri, güneşe, yıldızlara tapınmaya alıştırdıkları için tanyeri ağarınca, güneşe tapınırlardı. Bu sebepten, Güneşin ismi, tanyeri ve nihayet tanrı oldu.

    Allah kelimesi özel isimdir. Hiçbir dilde karşılığı olmaz. Allah kelimesinde müzekkerlik, müenneslik yoktur. İlah kelimesinin ise her dilde karşılığı, bazı dillerde de müzekker [erkek] ve müennes [dişi] şekli vardır. Mesela Arapça’da Mabud-Mabude, Türkçe’de Tanrı-Tanrıça, İngilizce God-Goddess, Fransızca Dieu-Deesse, Almanca Gott-Göttin gibi. Bu kelimelerin hiç biri Allah ismi yerine kullanılmaz. Allah manasına yalnız Allah kelimesini kullanmak gerekir. Çünkü Allahü teâlâ, (Benim ismim Allah’tır. Bana, Allah diye ibadet edin) buyuruyor. Kendisi ne bildirmişse onu kullanmak gerekir. İlah manasında her millet kendi dilindeki kelimeyi kullanır. Fakat Allah her dilde aynıdır. (S.Ebediyye)

    Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
    (Allah ancak bir tek ilahtır.) [Nisa 171]

    (Ben Allah’ım, benden başka ilah yoktur.) [Taha 14]

    (Mevlanız Allah’tır.) [Âl-i İmran 150]

    (De ki: “İster Allah, ister Rahman deyin, hangisini derseniz deyin, en güzel isimler O’nundur.”) [İsra 110]

    (En güzel isimler Allah’ındır, O’na o isimlerle dua edin, O’nun isimleri konusunda eğriliğe sapanları bırakın. Onlar yaptıklarının cezasını göreceklerdir.) [Araf 180]

  5. a.k. dedi ki:

    munibe diline sağlık

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!